İşte Böyle

Biraz kayıplar oldu, blogun son hali henüz tamamlanmadı, alan adı aylardır boş boş bekliyordu derken benim yazmayı planladığım yazılar yalan oldu. Zaten şu karantina sürecinde bir şey yokmuş, her şey normalmiş gibi planlı yazılar yazmak yerine kimsenin umursamadığı ama benim anlatmak istediğim durumları içimden geldiği gibi yazmak istediğime karar verdim. Sosyal medyadan genel olarak soğuduğum için blog yazılarımı orada burada paylaşmayı da düşünmüyorum. Yazılarımı okumak isteyenler e-posta adresini girip abone oluyorlar zaten (atarlı değilim).

2019 bok gibi bir yıl oldu derken gelen gideni aratır cümlesini iliklerimize kadar yaşayacağımızı kim bilebilirdi ki? Bir yerde bir artısı da oldu benim için. Beni boğan kaçıp kurtulmak istediğim ortamdan uzaklaştım, rahat bir nefes aldım. Mesela şimdi sevdiğim insanlardan uzakta olmam, virüsün hayatı durdurmaya başladığı dönemde yaşamaya başladığım koşuşturmacalar ve stres hali de yoruyor mental olarak ama farklı bir açıdan da rahat hissediyorum. Uzun süredir sabırla beklediğim filmin trailerini yaşıyorum. Bir bölümde Ender’e sakal tıraşı yapıyorum hatta.

Her gün birbirine benzese de dönüp dolaşıp aynı şarkıları çalan Spotify hoparlörümüz, kahve rutinlerimiz, suluboyalarım, yazı işlerim, Ender’in beni taklit etmesi ve çok güldürmesi gibi küçük ayrıntılar sayesinde mutluyum.

Mutlu sonla bitirme gibi bir niyetim yok ama. Her gün Cüneyt Özdemir, Sağlık Bakanı, günlük sayıların takibi de söz konusu çünkü. Twitter beni kanser ediyor artık. Market alışverişi dönüşü aldıklarımızı yıkarken gerçekler yüzüme çarpıyor ve bu iş benim canımı baya sıkıyor açıkçası. Son zamanlarda izlediklerim ve dinlediklerim hakkında da bir yazı yazmayı düşünüyorum. Çünkü çok kötü şeyler izledim ve izlemeyin diye yazacağım onları. Şimdilik, işte böyle.

10

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir