Karantina Filmleri / Dizileri

Bu yazıda evdeyken izlediklerimi yazacağım. Önerdiklerim de var önermediklerim de. Karantinada olsak bile insan zamanını kötü filmlere harcamamalı bence. Benim, bir filmi beğenmesem de bitirmeliyim gibi bir takıntım vardı ama artık yok. Bu listedeki filmlerden biri sayesinde artık yok. Çünkü bomboş zaman diliminde, boşluktan Instagram canlı yayınlarına katılacak durumda olsam bile böylesine kötü filmleri bitirmek için zaman harcamayacağım.

Sevdiklerim – sevmediklerim olarak değil de diziler – filmler olarak ikiye ayırıyorum. Önce diziler…

Mindhunter

Bu benim göz bebeğim diziye karantinadan önce başlamıştım ama 1.sezonun ortalarında kalmıştım. Sonra tekrar başlayıp çok kısa bir süre içinde bitirdim. Amerikan seri katillerin psikolojileri ile ilgili araştırma yapan iki ajanın ve görüştükleri seri katillerin hikayesini anlatıyor. İçinde gerçek hikayeler, cinayet, psikoloji olduğunu görünce beğeneceğimi düşünmüştüm zaten (yapımcılarından birinin David Fİncher olmasının da etkisi var) ama beklediğimden de çok beğendim. Netfşlişk’te 2 sezonu var ama net bir final yok. David Fincher başka projelerine yoğunlaştığı için öylece bitmiş… Devamının gelmesini istiyorum, lütfen gelsin. Oyunculardan Anna Torv’dan dizide baya Cate Blanchett havası aldım çok hoştu. Gönülden 10/10.

Unorthodox

Ben Netflix’in yeni içeriklerinden genelde herkesin storylerinde övgülerle paylaşması sayesinde haberdar oluyorum. Şans eseri bu mini diziyi ilk çıktığı gün Netflix’te gördüm ve dinlere ilgim olduğu için izledim. Önce herkesin mutlaka izleyin dediğini görseydim büyük ihtimalle izlemezdim. Çünkü dönem dönem insanların (genelde influencer kesim) bir anda aynı şeyleri izleyip en önce ben izledim yarışına girdiklerini ve pohpohladıklarını düşünüyorum. Mesela bu dizi kapalı kutu Yahudilerin geleneklerini yakından görmek açısından güzeldi benim için ama onun dışında pek etkilenmedim. Pembe dizi havasında cringe sahneleri vardı. Vermek istediği mesaj güzel. Bu kadar.

When They See Us

Yine bir gerçek yaşam öyküsü. Bir dönem Central Park Beşlisi diye bilinen işlemedikleri suçun bedelini yıllarca ödeyen 5 çocuğu anlatıyor. Hikayeyi dizi sayesinde öğrendim. Toplam 4 bölümden oluşuyor. Her bölümde gerildim, üzüldüm, sinirlendim. Beni çoook etkiledi kısacası. Dizi bitince hikayenin gerçek karakterlerinin katıldığı Oprah Winfrey’in programını izledim ve bu gerçeklik dizinin etkisini daha da arttırıyor.

Better Call Saul

Introsunu atlamadığım tek dizi. Saul Goodman benim Breaking Bad’de en sevdiğim karakterlerden biri. Better Call Saul da uzun zamandır izleme listemdeydi. Şu an 4. sezondayım ve bitecek diye üzülüyorum. Her bölümde çok eğleniyorum ve heyecanlanıyorum. Jimmy McGill ve Mike Ehrmantraut karakterlerini izlemeyi o kadar özlemişim ki… İlk bölümden itibaren en sevdiğim dizilere dahil oldu.

What If

İzleyecek bir şeyler ararken konusu ilgi çekici geldiğinden izlemeye başlamıştık. Dizi başlangıçta merak uyandırsa da o kadar çok oturmayan şeyler vardı ki izlemeye ilk bölümden son verdik. Oturmayan şeyler dizinin olay örgüsüyle ilgili değil bu arada sahneler, karakterler, konuşmalar çok çiğ. İlk bölümden sonra bıraktığım için bir şeyler kaçırdım mı acaba diye merak edip biraz yorumlara baktım ama tüm bölümleri izleyip de boş dizi olduğunu söyleyenler var. İyi ki bırakmışım.

Ve filmler…

Okja

Film kısaca bir proje için üretilen hayvanlardan olan “domuzcuk” ile onu büyüten kız arasındaki ilişkiyi ve ayrılmak zorunda kaldıklarında olan şeyleri anlatıyor. Temelde et endüstrisini eleştiriyor ve bu endüstride olanları sınırlı bir şekilde gösterse bile beni etkiledi. Bazı karakterlerin abartılı rolleri olmasa daha çok severdim. Gereğinden fazla ütopikleştirilen detaylar hariç konusu açısından iyiydi sadece benim için. Zamanımı boşa harcadığımı düşünmedim en azından. Filmin yönetmeni Parasite filminin yönetmeni bu arada.

Uncut Gems

Adam Sandler’ı ucuz komedi filmleri dışında bir yerde görmek benim için bir ilk. Filmde sürekli bahis oynayan bir esnafı canlandırıyor. Bahis o kadar hayatının merkezinde ki aile, arkadaşlık, iş ilişkileri hep bu durumun etkisi altında. Film en başından beri tam bir KAOS. Konuşmalar, olaylar, yaşananlar, müzikler filmi çok hızlandırmış ve izlerken o gerilim + hız beni yordu. Adam Sandler rol ile bütünleşmiş, oyunculuğunu beğendim. Filmde beğendiğim diğer iki nokta ise finalinin şoka uğratması ve The Weeknd’i görmekti.

True Story

Yine konusu çok ilgimi çeken ama izleyince boş çıkan bir film. Gerçek bir olaydan uyarlanmış. Aİlesini öldüren bir adam o zamanların ünlü bir gazetecisinin adını kullanarak oymuş gibi davranıyor. Sonrasında esas gazeteci durumu öğrenince katil ile görüşmeye başlıyor ve olaylar ilerliyor. Hikaye güzel ama neden gereksiz ayrıntılarla bu kadar oyalanıp amaçsız, öylece havada kalan bir film olmuş anlamadım. İzlerken tüm enerjimi aldı ve birazcık uyumuş olabilirim.

6 Underground

Bu filmi Ender film eleştirisi yapan bir Youtube kanalında önerildiğini söyleyince izlemeye başladık. Yazının başında söylediğim film bu filmdi işte. Ben dayanamayıp bıraktım, sonrasında da boşa giden 2 saatlik bir zaman olduğunu öğrendim. Yani daha fazla yazmaya gerek yok bu film hakkında. Yine de birkaç şey söyleyecek olursam, bok Bok Bok bok BOK BOK BOK bok Bok.

Evet, film açısından mutsuz olduğum zamanlar oldu. Bunların bir ortak noktası var: Netflix. Arşivimde izlenmek için aylardır beni bekleyen filmler var ama Netflix’ten bir şey açıp izlemeye başlamak daha kolaymış gibi gelmeye başladı. Bu filmleri Netflix’ten izledim diye Netflix’le bir sorunum yok (?) ama film izlemek istediğim zaman listemde olmayan bir film ise Netflix’ten açmayacağım. Kolaya kaçmayıp arşivime dönme zamanı geldi benim için.

15

2 Yorum

  1. Esra 12 Haziran 2020 at 16:53

    Whrn They See Us’ı geçtiğimiz kış izlemiştim.. Gerçekten çok iyiydi.. Şimdi Unortodox’a başladım. O da baya iyi gidiyor. Diğerlerini de listeme ekledim 🙂

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir