Dinle, Oku, İzle #15

Bu seriden son yazımı 2019 Ocak ayında yazmışım. Blogumun en sevilen benim de en ertelediğim serisi sanırım. Araya uzun süre girince çok beğendiğim kitaplar, filmler arasından seçim yapmak zor olacak benim için. Çünkü film izleyememe modumu kırdım ve izlemek istediklerimi eritmeye başladım. O yüzden film özelinde ayrı bir yazı da düşünüyorum ama bakalım…

Serinin minik tatlı ikonları olmadan devam ediyoruz bu sefer 🙁

Dinle: Interpol

Paul Banks’in sesine aşık olduktan sonra bütün albümlerini dinleyerek tanışmış olduğum harika müzikler yapan bir grup. İlk dinlediğimde İngiltere çıkışlı olduklarına emin gibiydim ama ABD çıkışlıymış, baya şaşırmıştım. Şu anda da dinlediğim ve en sevdiğim şarkıları: Rest My Chemistry. Müzikleri kadar besteleri de çok iyi, tam olarak hangisi beni kendisine çekiyor karar veremiyorum. Aynı albümden Who do You Think‘i de seviyorum, en çok dinlediğim albümleri de Our Love to Admire oldu böylece. Interpol’u dinlemeye başladığımda, beni bir döngü içine almış gibi başka bir şey dinleyememiştim bir süre. Diğer çok sevdiğim şarkılarına Same Town New Story, Hands Away ve My Desire‘ı ekleyip bitiriyorum. Tabii ben hala dinlemeye devam ediyorum. :’)

Oku: Narziss ve Goldmund

Kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan okumuş olmama rağmen Goodreads’ten bulduğum görseli kullandım çünkü çok güzel. Okuyalı yaklaşık 6-7 ay oluyor olay örgüsünü çok net hatırlayamasam da bitirdikten sonra verdiği hissi hatırlıyorum. Konu olarak, hem hayat tarzı hem de karakter anlamında taban tabana zıt olan iki arkadaşın kendi hayatlarıyla ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlatıyor. Çocuklardan bir tanesini (Goldmund) annesi terkedince babası kiliseye veriyor, orada yaşıyor ve büyüyor. Narziss de kendi isteğiyle kilisede yaşayan rahip olmak isteyen birisi. Goldmund özgür ve sanatçı ruhlu, Narziss ise akış içinde yaşayan kendini dine adamış bir karakter. Zıt olmalarına rağmen aralarındaki denge, birbirlerini farklı konularda tamamlayabilmeleri, ilişkileri beni hayran bırakmıştı. Bir an geliyor ve farklı yönlere doğru gitmek zorunda kalıyorlar. O zamanlardaki, ikisinin hayata olan bakış açılarını, kendileriyle diyaloglarını ve kurdukları ilişkileri gözlemlemek insana çok farklı bir boyut kazandırıyor. Ruhumu doyuran bir kitap olmuştu. Hermann Hesse’nin dilini çok beğendiğim için sonrasında Siddhartha’yı okumuştum. Onun da beğenini çok ama Narziss ve Goldmund’dan sonra okuduğum için mi bilmiyorum, pek etkilememişti beni. Ama bu kitap…

Kitabı okurken yazdığım alıntılardan küçük bir kısım:

Sen unutmuşsun çocukluğunu; şimdi bu çocukluk seni istiyor, senin çevrende dönüp dolanıyor. Arzularına kulak vermediğin sürece seni üzecek, acılı anlar yaşatacak sana.

Amacımız iç içe geçmek, birbirimize dönüşmek değil, birbirimizi tanımak, birbirimizi gerçekte nasılsak öyle görüp buna saygı duymak, yani birbirimizin ötekinin karşıt ve bütünleyici parçası olduğunu bilmektir.

İzle: The Devil All the Time

Film hakkında sevdiğim ve sevmediğim şeylerle başlamak istiyorum (işte bu yüzden asla iyi bir film yorumcusu olamayacağım (bir de uzun uzun anlatmayı hiç sevmediğimden)). En sevdiğim şeyler; Robert Pattinson’ın harika aksanı ve filmin 35mm ile çekilmiş olması, sevmediğim ise; anlatıcı ses…

Analog kameradan çıkmış gibi dokulu ve kendine has renkleriyle dolu görselliğini zevkle izledim. Farklı türlerde şiddetin etkenlerini ve etkilerini, yozlaşmayı ve bence bolca bencilliği içinde barındırıyor. Ailenin insan üzerindeki yıkıcı etkisini gösteren bu tarz dram filmlerini zaten seviyorum, şiddeti çok rahat ve normalmiş gibi gösterenlere karşı ise mesafeliyim çünkü rahatsız hissettiriyor. Ama bunu çok abartmaması ve az önce bahsettiğim gibi sahnelerin görsel açıdan harika olması ve de müziklerin güzel olması sayesinde keyif aldım. Bir de sürekli haberlerde karşımıza çıkan sapık din adamlarının Batı Amerika’daki birebir yansımasını görmek dini çürümüşlüğün evrensel olduğunu milyonuncu kez filan kanıtlıyor.

Buraya yazmak için The Devil All the Time ile I’m Thinking of Ending Things arasında kalmıştım aslında ama bu filmin daha risksiz olacağını düşündüm. I’m Thinking of Ending Things için, bu filmden bir tık daha fazla beğenmiş olmama rağmen hem hak ettiği değeri veremeyeceğimi hem de kendime saklamanın daha iyi olacağını düşündüm.

Son yazdığım film listesi yazısında “bir daha Netflix’ten film izlemeyeceğim” diyip bahsettiğim filmlerin Netflix yapımı olması peki? :’) Bu sefer beni de şaşırttı evet. Eskiden Dinle, Oku, İzle yazılarında filmin künyesini filan da yazıyordum ama bazen unutuyorum. En azından filme kendi puanımı verip öyle bitireyim. Puanım: 7,5/10

5

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir