Dinle, Oku, İzle #14

Dinle Oku İzle serisinin 14. yazısını ben aslında geçen sene yazmıştım. Eski blogum kapanınca kurtaramadığım yazılar arasındaydı ve bu bölümün arşivimde olmasını çok istediğim için bunu tekrar yazmadan başka bölüme geçmek istemedim. Okuduğum kitabın, izlediğim filmin üstünden çok uzun bir zaman geçtiği için yeniden yazmak benim için biraz zor olabilir gibi geliyor ama bakalım…

Dinle: Kayra

Eski yazımda Farazi v Kayra olarak yazmıştım. Çünkü ilk öyle tanımıştım (hatta Spotify’da Kayra’nın ayrı profili bulunmuyordu) ama zamanla ikisinin ortak çalışmalarını çok beğensem de Kayra benim için daha ön plana çıkmaya, tek başına sürekli takip ettiğim bir sanatçı haline geldi. Farazi V Kayra’nın Hayalet Işığı albümünü dinlemiştim ilk başta. O zamanlar, İstanbul’da hayatımın en yalnız, en kötü dönemlerinde biri olduğum zamanlarda dinlediğim için mi bilmiyorum ama aramda farklı bir bağ var. Çalışmadığım saatlerde sürekli ve tek dinlediğim bu albümdü. Herkesin zevkine hitap etmeyebilir ve ben neden bu kadar sevdiğimi, neden bu kadar farklı bir yeri olduğunu açıklayamam. O yüzden sevdiğim bazı şarkılarını ekleyeceğim başka bir şey yazmadan. Bu yazımı tekrar yazmamın güzel bir tarafı var. Geçen sene Kasım ayında en sevdiğim Youtube kanalında Kayra’yı görünce heyecandan uçmuştum. İzledikten sonra da kendisini daha yakından tanımış, neden sevdiğimi daha iyi anlamıştım. Videonun linki burada. 25 Ocak’ta da yeni klip geliyormuş. 

UnutulanlarAlt Geçit,Mesela Yani,Emekli Kahvesi

 Oku: Gülün Adı, Umberto ECO

Kendisi benim şimdiye kadar okuduğum en kalın kitap. Bu yüzden aldıktan sonra gözüm korktuğu için okumayı ertelemiştim. Okumaya başlayınca ise kapamlı dünyası ve Latince cümlelerin fazlalığı beni yavaşlatmış olsa da son sayfayı okuyup bitirdiğimde böyle bir kitabı bitirdiğim için inanılmaz bir haz duydum.  Gülün Adı, Orta Çağ zamanında, İtalya’da bir manastırda geçiyor. Manastırda bazı cinayetlerin işlenmesi üzerine araştırmacı rahip William ve yardımcısı Adso (aynı zamanda kitabı onun gözünden okuyoruz) bu cinayetleri araştırmaya başlıyorlar. Kitabın başında manastırın krokisi var. Okurken ona bakma gereği hissediyorsunuz çünkü cinayetlerin işlendiği yerleri, kişileri iyi anlayınca olay örgüsü sizi içine alıyor. Kitabın tamamı bu cinayetler etrafında geçen 7 gün / 7 bölümden oluşuyor. Bu 7 gün boyunca hristiyanlık, dinler, felsefe, Orta Çağ dönemi hakkında okuyucuya fikirler veriyor aynı zamanda. Rahipler arasında geçen basit ama derin tartışmalar beni büyülemişti. Diğer büyüleyen şey ise kitabın akıcılığı… O kadar okumayı zorlaştıran (bana göre) Latince cümlelere rağmen verdiği bilgiler, yarattığı gerilim ve heyecan beni o kadar etkiledi ki belli bir sayfadan sonra kitabı bitirmekten başka bir şey düşünemiyordum. Ayrıca İslam bilginlerinin ve eserlerinin de adı geçiyor. Dil bilmenin, düşünmenin, merak etmenin, vicdanın önemini iliklerime kadar hissettim. Bu kadar önemli bir kitabı, hakkını vererek anlatma yeteneğim yok ne yazık ki. Benim en sevdiğim ilk 3 kitap arasında olduğunu ve bana çok şey kattığını söyleyebilirim.

Bazı alıntılar:

Gerçek sevgi, sevilenin iyiliğini ister.

 

Kötülüğün nerede yattığını ve nasıl göründüğünü bilmeliyim; bir gün onu tanıyabilmek ve başkalarına da onu tanımayı öğretebilmek için.

 İzle: Ali: Korku Ruhu Kemirir

Orijinal ismi Angst essen Seele auf olan filmin yönetmeni Rainer Werner Fassbinder ve kendisini de filmde görebiliyoruz. Konusu, iş için Fas’tan Almanya’ya gelen Ali ile dul ve yalnız bir kadın olan Emmi’nin tesadüfen tanışıp aralarında oluşan bağı anlatıyor. Birbirlerine aşık olup evleniyorlar fakat bu gerçekten ilginç bir aşk. Zaten filmde de herkesten, çevredeki insanlardan bile baskı görüyorlar. Bu açıdan sadece bir aşk filmi değil aynı zamanda toplumu eleştiren bir film. Almanların her zamanki ırkçılığı da var tabii. Diyaloglar ve sahneler genel olarak sade ve ben bunu seviyorum. Filmde yönetmen kendine özgü temasını her yerde göstermiş. Bu tema “sömürü” , toplumda işçilerin/göçmenlerin sömürüsü, ilişkideki sömürü vs… Yer yer cidden sinirlendiğim ve içimin burkulduğu anlar oldu. Bunu filmin başarısına veriyorum, izlemekten zevk aldığım bir filmdi.


Sosyal Medyada YBY

 

(Toplam 164 defa, bugün 1 defa)

3 Yorum

  1. Eyüp Aktuğ 13 Ocak 2019 at 12:06

    Umberto Eco’nun dünyasına giriş için ideal bir kitaptır. S. Holmesvari bir atmosferde ilerlemesine rağmen Ortaçağ Hristiyanlık Felsefesi hakkında ciddi çıkarımlarda bulunur. Bu arada Prag Mezarlığı’nı okumadıysanız tavsiye ederim.

    Cevapla
    1. yobusrayo 7 Mart 2019 at 16:33

      okumamıştım ona da bakacağım çok teşekkür ederim

      Cevapla
  2. Fatih 27 Temmuz 2019 at 21:06

    Not aldım, tavsiyeler için teşekkürler. Ayrıca sitenizin tasarımına bayıldım ve kıskandım 🙂

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir