Dinle, Oku, İzle #5

♫ Bu sefer bir Türk müzik grubundan bahsedeceğim. Aslında bundan bahsetmek istemezdim, çünkü bu konularda biraz(cık) bencilim de. Ama fark ettim ki hayranları artmış. Ben de sizi düşünerek, böyle bir güzellikten eksik kalmayın diye bu kötü huyumu rafa kaldırıp biraz bahsetmek istedim: Rehber.


Aslında çok fazla şey söylemeyeceğim çünkü sözlüklerde baya güzel bilgiler var. İlk dinlediğimde beni en çok etkileyen nokta hem dinlediğim şarkının güzelliği, hem de vokaldeki sesin dinginliği ve güzelliğiydi. Genelde huzurlu hissetmek için dinliyorum bu grubu. Siz de dinleyip seversiniz umarım. Ve umarım ki böyle güzel müzik yapan insanlar hiç eskimez. İlk başa benim ilk dinlediğim ve en çok sevdiğim şarkıyı ekliyorum.

Rehber-Bilir 
Rehber-Sorgu
Rehber-Büyük Saat 
Rehber-Ruh 

☼ En son okuduğum kitap: Albert Camus– YabancıAlbert Camus‘nün okuduğum ilk kitabıydı. En ünlü kitabı Yabancı ve Vebaidi sanırım. Arkadaşımın elinde bu kitap olunca ondan ödünç alıp okudum.

 

Kitabın aslında basit bir konusu var, ana karakter Meursault, bir gün bir cinayetten sorumlu tutuluyor. İşlediği suçtan sonraki dava kısmında insanı baya derin düşüncelere itiyor. Karakterden ben çok etkilendim. Aslında kendisine göre çok düz, yalın bir adam, gerçekten de öyle ama biz toplumun bir parçası olmaya alışkın insanlar tarafından ona tam bir “yabancı” gözüyle bakılıyor. Temelde düşündükleri, savunduğu şeyler o kadar gerçek ki kabullenmek acıtıyor. Ego, kendinden olmayanı dışlama içgüdüsü…
Genelde Yusuf Atılgan‘ın Aylak Adam‘ına benzetiliyor. Ben de benzettim, çok fazla ortak nokta var. İkisinde de “saçma” kavramı üzerine kurulu her şey. Kitabı ben gerçekten çok beğendim ve çok etkilendim. Hiç usanmadan tavsiye edebilirim herkese. O yüzden çok fazla merak edin ve okumadıysanız okuyun. ^^
Benim çok beğenip kitaptan yaptığım alıntılar:

“Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.”
“Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.”
“Tanrı’nın affetmeyeceği hiçbir günah olmadığına, ama bunun için insanın pişmanlık duyması, ruhu boş ve her şeyi kabule hazır bir çocuk haline gelmesi gerektiğine inanıyordu ”
“Asıl önemli olan bir kaçma imkanı, değişmez ve şaşmaz bir gidişatın dışına atlayış, umudun bütün şanslarını taşıyan delice bir koşuştu. Tabii umut, koşup giderken bir sokağın köşesinde, daha kurşun havadayken vurulup ölmekteydi.”
“İnsan bilmediği şeyler hakkında daima abartılı düşüncelere kapılır.”
“İnsan madem ölecektir, bunun nasıl ve nerede olacağının bir önemi yoktur.”

► Film olarak  Seven Samurai var. İzlemeyi çok istiyordum ama hiç denk gelmemiştim. Rahat rahat izlemek istediğim için de filmi baya erteledim.

Şöyle ki filmi izlemeden önce siyah beyaz olmasına, 3 saati aşmasına ve samuraylar hakkında hiç bir bilgimin olmamasına aldırmadan filmi izlemeye başladım. Filmin yönetmeni Akira Kurosava bu filmden sonra büyük saygınlık kazanmış ve film imdb listesinde ilk 10’un içinde. Film bu kadar iyiyse beni her türlü içine çeker dedim.
Bence bu film “efsane” kelimesinin karşılığı çok net. Bu kadar uzun ve eski bir film insanı hiç sıkmadan kendini izlettiriyor ve sevdiriyor ise başka açıklaması yok. İnsan doğası, insan olmanın getirdiği erdemler ve hayatın her alanında karşılaşılabilecek her türden insan var bu filmde.
Filmin konusu kabaca şöyle: Haydutlardan korkan bir köy halkı kendilerini korumaları ve yardım etmeleri amacıyla samuray kiralamaya karar veriyorlar. İlk önce emekli sayılabilecek bir samurayla (Kambei Shimada) karşılaşıyorlar ve bu adam ekibini topluyor. Aralarında samuray olduğunu iddia eden, kimsenin ona inanmadığı çok gevşek bir adam (Kikuchiyo) da var. Kikuchiyo ilk başta çok sinir bozucu bir tip ve amaçsızca ortalıkta dolanıyor gibi geliyor ama filmin her geçen dakikasında kendisine daha çok hayran kaldım. Özellikle köylüler hakkında nokta atışı yapıyor. Onların aslında her şeye sahip olduklarını, korkak, bencil insan oldukları gibi yorumlar yapıyor. Bu sözlerini hiç yadırgamadım her kelimesine katılıyorum. Japon çiftçilerinden bahsediyor olsa bile bu yorumu evrensel bence, her yerde aynen böyle. Zaten filmde köy halkının samuraylara ihtiyaç duymalarına rağmen köyde onları karşılamamaları, her şey bittikten sonra bütün kayıplara rağmen eğlenerek şarkı söyleyip işlerine devam etmeleri Kikuchiyo‘nun tüm sözlerinde haklı olduğunu gösteriyor.
Çaylak samurayın ormanda dinlenmek için gittiği bir yer vardı, çiçek bahçesi gibi. Siyah beyaz film olmasına rağmen çiçek bahçesinin güzelliğine hayran kaldım. Geceleri en sessiz anlarda duyulan baykuş sesleri de terapi gibiydi. Doğa çok güzel kullanılmış.
Hem dram, hem aksiyon hem de mizah barındırıyor içinde ve döneminin sonrasında bile başarılı bütün bunlar. Ağlatmıyor ama derinden yaralıyor. Özellikle de finalini hiç unutmayacağım. Kambei Shimada‘nın finalde söylediği “Yine yenilgiye uğradık. Kazanan bu çiftçiler oldu, biz değil.” sözü ve sonraki manzara EFSANE!
Samuraylar hakkında hiç bir bilgim yok. Filmde aktarılanlar kadarıyla samuraylar korkusuz, yetenekli, nazik ve alçak gönüllü insanlar. Benim karakterlerini ve oyunculuklarını çok beğendiğim kişiler: Seiji MiyaguchiTakashi ShimuraMoshiro Mifune. Köylülerin oyunculukları da çok iyiydi. Özellikle Takashi Shimura ve Moshiro Mifune çok ilgimi çekti, diğer filmlerine de bakacağım mutlaka.
Ve geldik benim bir filmde dikkat ettiğim diğer bir en önemli noktaya, soundtrack! Müzikler az, öz ve harika.Hayatımın sonuna kadar dinleyebilirim.

Sanırım bu kadar uzun anlattığım tek film. O kadar çok sevdim yani.

(Toplam 37 defa, bugün 1 defa)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir