Dinle, Oku, İzle #6

İşte benim aylarca kendime sakladığım grup. Aralarında hiç kadın üyesi bulunmayan altı kişilik “Girls in Hawaii” grubu. Nereden denk geldiğimi hatırlamasam da sık sık şükrediyorum… Öyle anlar geliyor ki “böyle tatlı indie gruplar olmasa bu insanlar nasıl huzur bulacak?” diye düşünüyorum uzun uzun. Thank God. :’)

Üyelerin aşırı havalı isimleri yurtlarının Belçika olmasından kaynaklıymış. O yumuşak yastık yüzü kıvamındaki müziği dinlemeniz için en sevdiklerimi ekliyorum. Benim gönlümün efendisi, en birincim olan şarkı “Misses” bu arada.

Misses – Girls in Hawaii

Casper – Girls in Hawaii

Not Dead – Girls in Hawaii

Wars –  Girls in Hawaii

Bir ara internette çok dolaşan bir grafik vardı ya, sanatçıların ve bilim adamlarının 24 saatlerini nasıl değerlendirdiklerine dair… İşte onlar bu Günlük Ritüeller kitabından yola çıkarak yapılmış.

Mimarlık dergisinde çalışan Mason Currey, verimsiz bir iş günü ofisinde boş boş otururken motivasyonunu toplamak için ünlü kişilerin nasıl çalıştığını araştırmaya başlamış ve böyle bir kitap ortaya çıkarmış. İçerisinde Mozart, Freud, Franz Kafka, Nicola Tesla, Picasso, Albert Einstein, Andy Warhol, George Orwell gibi bir sürü isim var. Plan-program delisi olarak çok merak ederek almıştım. Okuması gerçekten çok zevkli ve kolay. Jean Paul Sartre’nin özel hayatı hakkında da ilginç bir şey öğrendim…

Film seçerken çok zorlanıyorum. Son zamanlarda izlediğim filmlerin çoğunu beğendim. Mesela en son Whiplash’i izledim onu da çok beğendim ama zaten çok övülen bir film olduğu için daha çok pek bilinmeyen bir filmi eklemek istedim. İzlenecek filmler listemde kök salmış bir film; “Der Himmel Über Berlin“. Türkçeye “Arzunun Kanatları” olarak çevrilmiş. Hmm…

Almanca, Fransızca, Türkçe, İngilizce konuşmalar içeriyor, çok tatlı. Siyah beyaz olarak başlıyor, renkli görüntülerle bitiyor. Bence bunun da bir anlamı var, çok tatlı. Görüntüleri, replikleri hem ağır hem de şiir gibiydi. O konuşmaların hepsini, tek tek ergenlik dönemine gidip Msn’de durum güncellemesi yapmak istedim.

Genel olarak, bir meleğin bir kadına aşık olup insana dönüşmesini anlatıyor. Şimdi böyle söyleyince pek olmadı biliyorum ama öyle değil. Wim Wenders bu filmiyle 1987 yılında Cannes Film Festivali‘nde en iyi yönetmen ödülünü almış. Tekrar söylüyorum, bana göre çok derin, çok harika bir filmdi. İzleyin. :’)

(Toplam 32 defa, bugün 1 defa)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir